Seksen Günde Devr-i Âlem: Phileas Fogg’un İmkansız İddiası ve Dünya Turu Macerası!
Seksen Günde Devr-i Âlem: Sınırları Zorlayan Macera
Phileas Fogg adlı İngiliz beyefendisinin, 19. yüzyıl teknolojisiyle tam 80 günde dünyayı dolaşabileceği üzerine girdiği büyük bir iddiayı konu alan bilim kurgu ve macera romanıdır. 1872 yılında Jules Verne tarafından kaleme alınan bu eser, zamanı, coğrafyayı ve insan kararlılığını sorgulayan, döneminin en popüler ve çığır açıcı yapıtlarından biri olmuştur. Kitap, bize imkansız görünen hedeflere ulaşmanın sadece bir planlama ve cesaret işi olduğunu gösterir.
Macera Nasıl Başladı? Fogg’un İddiası ve Reform Kulübü
Merhaba gençler! Bugün, zamanın ötesinde bir maceraya yelken açıyoruz. Hazır mısınız, çünkü bu yolculukta trenler, gemiler, filler ve hatta kızaklar bile var! Konumuz: Jules Verne’in o efsanevi eseri, Seksen Günde Devr-i Âlem.
Hikayenin kahramanı, Londra’da yaşayan, inanılmaz derecede düzenli ve dakik bir beyefendi: Phileas Fogg. Fogg, hayatını saniyelere göre yaşar. Öyle ki, Reform Kulübü’ndeki arkadaşları bile onun bu soğukkanlılığına hayrandır. Bir gün, gazetede çıkan bir makale üzerine hararetli bir tartışma başlar. Makale, artık demiryolları ve buharlı gemiler sayesinde dünyanın 80 günde gezilebileceğini iddia etmektedir.
Zamanla Yarış: 20.000 Sterlinlik Bahis
Fogg’un arkadaşları bunun imkansız olduğunu söylerken, Fogg o meşhur soğukkanlılığıyla ortaya atılır ve şöyle der: “Eğer bir kişi 80 günde dünyayı dolaşabiliyorsa, o kişi ben olacağım!” Fogg, bu iddiasını kanıtlamak için tüm servetinin yarısı olan tam 20.000 Sterlinlik (o dönemin parasıyla devasa bir miktar) bir bahse girer. İşte bu iddia, tüm hikayemizin fitilini ateşleyen o sihirli an! Fogg’un yanında ise, henüz bir gün önce işe aldığı, şaşkın ama sadık Fransız uşağı Passepartout (Jan Paspartu) vardır. Zavallı Passepartout, sakin bir hayat beklerken kendini bir anda dünya turunda bulur!
Yolculuk Başlıyor: Karşılaşılan Engeller
Fogg ve Passepartout, tam 80 gün sürecek bu devasa maratona başlarlar. Ancak bu bir tatil gezisi değil, aksine bir bilmeceyi çözmek gibidir. Her durak, yeni bir macera ve yeni bir sorun demektir:
- Suez Kanalı ve Dedektif Fix: Daha yolculuğun başında, Fogg’un peşine İngiliz polisi düşer! Dedektif Fix, Fogg’un, kısa süre önce İngiltere Bankası’ndan yüklü miktarda para çalan hırsız olduğuna inanmaktadır. Fix, Fogg’u yakalamak için tüm dünyayı adım adım takip etmeye başlar.
- Hindistan ve Prenses Aouda: Hindistan’da, Fogg ve Passepartout, yerel bir törende yakılmak üzere olan genç ve güzel bir prenses olan Aouda’yı kurtarırlar. Aouda da artık onlarla birlikte yolculuk etmeye başlar.
- Ulaşım Çeşitliliği: Buharlı gemi, tren, yelkenli, hatta fil (Hindistan’da demiryolu bitince fil kiralamak zorunda kalırlar!) ve buz kızağı gibi o dönemin en hızlı veya en sıra dışı ulaşım araçlarını kullanırlar.
Fogg, yolculuk boyunca sürekli saatini kontrol eder ve dakikliği hayatının merkezine koyar. Bu, bize zaman yönetiminin ne kadar önemli olduğunu gösteren harika bir ders!
Macera Ekibi: Ana Karakterler ve Özellikleri
Bu hikayeyi unutulmaz yapan şey, karakterlerin birbirine taban tabana zıt olmasıdır. Fogg ne kadar mantıklı ve robotikse, Passepartout o kadar duygusal ve sakardır.
Phileas Fogg: Soğukkanlılık Abidesi
Phileas Fogg, tam anlamıyla bir “İngiliz Beyefendisi” prototipidir. Asla acele etmez, yüz ifadesi değişmez, duygularını belli etmez. Onun için her şey matematiksel bir plandan ibarettir. Yolculuk sırasında gemi kaçırsa da, parasını kaybetse de asla paniğe kapılmaz. Bu yönüyle, baskı altında bile sakin kalmanın önemini bize gösterir.
Passepartout: Sadık ve Sakar Dost
Passepartout, Fogg’un tam tersidir. Canlı, neşeli, meraklı ve bazen de sakarlıklarıyla başlarına iş açan bir karakterdir. O, hikayenin mizah yönünü temsil eder. Fogg’un planlarını istemeden bozsa da, efendisine olan sadakati ve pratik zekası sayesinde birçok kez ekibi tehlikeden kurtarır.
Dedektif Fix: Yanlış Anlamanın Ustası
Dedektif Fix, Fogg’un peşindeki takıntılı polistir. Amacı Fogg’u tutuklamaktır. Fix, yolculuk boyunca Fogg’u sürekli izler, ona tuzaklar kurmaya çalışır ama her seferinde Fogg, Fix’in engellerini aşarak yoluna devam eder. Fix, aslında kötü niyetli değil, sadece görevine aşırı bağlı ve yanlış bir tahminde bulunmuştur.
Aouda: Yolculuğun Kalbi
Hindistan’da kurtarılan genç prenses Aouda, yolculuğa duygusal bir derinlik katar. Fogg’un soğuk dünyasına sıcaklık getirir ve yolculuğun sonunda Fogg’un hayatının sadece dakiklikten ibaret olmadığını anlamasına yardımcı olur.
Karakterlerin Özeti ve Rolleri
Bu dört karakter, maceranın dört ana direğini oluşturur. İşte onların temel özellikleri:
| Karakter | Temel Özellik | Hikayedeki Rolü | Temsil Ettiği Değer |
|---|---|---|---|
| Phileas Fogg | Dakik, Soğukkanlı, Mantıklı | Bahsi gerçekleştiren ana kahraman. | Kararlılık ve Planlama |
| Passepartout | Neşeli, Sakar, Sadık | Fogg’un yardımcısı ve komik unsur. | İnsanlık ve Duygusallık |
| Dedektif Fix | Takıntılı, Şüpheci | Yolculuğun ana engeli ve takipçi. | Yanlış Anlama ve Görev Bilinci |
| Prenses Aouda | Zarif, Minnettar | Fogg’un duygusal yönünü ortaya çıkaran kişi. | Sevgi ve Merhamet |
Zamanın Sırrı ve Bitiş Çizgisi
Yolculuk boyunca Fogg, zamanla sürekli mücadele eder. Her an, her dakika önemlidir. Sonunda, Fogg, Londra’ya geri döner. Ancak bir sorun vardır: Saatler, Fogg’un bahsi kaybettiğini gösterir. Fogg, 80 günlük sürenin bir gün sonrasında Londra’ya ulaşmıştır ve iflas etmiştir. Büyük bir üzüntü yaşar.
Bir Günlük Kazanç: Dünya Turu Mucizesi
Tam her şey bitti derken, Passepartout inanılmaz bir gerçeği fark eder. Gençler, burası kitabın en can alıcı, en zekice kısmı! Fogg, sürekli doğuya doğru yolculuk ettiği için, her boylamda bir miktar zaman kazanmıştır. Dünya yuvarlak olduğu için, doğuya giden birisi zamanı “ileri” alır. Bu küçük zaman dilimleri birleşince, Fogg aslında bir tam gün kazanmıştır!
Yani, Fogg Londra’ya bir gün geç geldiğini düşünürken, aslında tam zamanında, hatta bir gün erken gelmiştir. Bu sayede bahsi kazanır, itibarını kurtarır ve yolculuk sırasında hayatının aşkı olan Aouda ile evlenir. Jules Verne, bu finalle sadece coğrafi bir macerayı değil, aynı zamanda zaman kavramının göreceliğini de işlemiştir.
Seksen Günde Devr-i Âlem Bize Ne Anlatıyor?
Bu kitap, sadece bir macera romanı değil, aynı zamanda 19. yüzyılın teknolojiye olan inancını ve küreselleşmenin başlangıcını anlatan bir eserdir. Peki, bu romanı okumak size neler katacak?
Öğrenilecek Temel Dersler
- Planlama ve Disiplin: Fogg’un başarısı, büyük ölçüde inanılmaz planlama yeteneğine bağlıdır. Hayatta başarılı olmak için disiplinli çalışmanın önemini anlıyoruz.
- Kültürel Çeşitlilik: Farklı kıtalar, farklı kültürler ve yaşam biçimleri hakkında bilgi ediniyoruz. Bu, ufkumuzu genişletir.
- Pes Etmemek: Karşılaşılan onca engele (trenin raydan çıkması, Hintlilerin saldırıları, Fix’in takibi) rağmen Fogg asla vazgeçmez. Hedefe kilitlenmenin ne demek olduğunu görüyoruz.
- Teknolojinin Gücü: Kitap, o dönemin en yeni teknolojilerini (buharlı gemi, demiryolu) kullanarak imkansızı başarmanın mümkün olduğunu gösterir.
Jules Verne’in Edebi Mirası
Jules Verne, sadece macera yazarı değil, aynı zamanda bir vizyonerdir. Denizaltıları (*Denizler Altında Yirmi Bin Fersah*) ve uzay yolculuğunu (*Ay’a Seyahat*) çok önceden hayal etmiştir. Seksen Günde Devr-i Âlem de onun en büyük hayallerinden biridir: Dünyanın küçüldüğü ve seyahat etmenin kolaylaştığı bir dünya hayali.
Sevgili gençler, bu romanı okurken sadece bir hikaye okumayacaksınız; aynı zamanda haritalara bakacak, zaman hesaplamaları yapacak ve 19. yüzyılın heyecanını bizzat yaşayacaksınız. Unutmayın, okumak da bir yolculuktur!







