9. Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat Konu Anlatımı

9.Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat konusunu; 1. Güzel Sanatlarda Edebiyatın Yeri, 2 Edebiyatın Bilimle İlişkisi, 3. Dilin İnsan Hayatındaki Yeri 4. Metin 5. Edebi Metin Alt başlıklarında incelenir.

Bu dersimizde; 9.Sınıf Türk Dili ve Edebiyatının ilk ve temel konularından olan 9.Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat konusu incelenecektir. Bu konunun tam olarak anlaşılabilmesi ve sınavlarda başarılı olabilmek için yaklaşık sadece 4 saatinizi teorik çalışmaya ayırmanızı öneriyorum. Bu başlık altında yapılacak incelemede bir çok yeni tanımla karşılaşacaksınız. 

9.Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat konusu ile ilgili olarak dikkat etmeniz gereken bir husus daha vardır. Aşağıda yer alan kavram bağlamı sizin mevcut ders müfredatından farklı olsa da ancak sitemizin anlatımımız daha kapsayıcı olduğunu anlayacaksınız.

Bu konu anlatımımız tamamlandığında 9.Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat konusu ile ilgili olarak aşağıda yer alan sorulara cevap bulmanız hedeflenmektedir:

  • Güzel sanatlar nelerdir? Güzel sanatların sınıflandırılması nasıl gerçekleşmektedir? 
  • Edebiyatın güzel sanatlar içindeki yeri nedir?
  • Edebiyatın insan hayatındaki yeri nedir?
  • Edebiyatın diğer bilimler ile ilişkisi nedir?
  • Edebiyatın dil ile ilişkisi nasıl açıklanır?
  • Edebiyatın kültür ile ilişkisi nasıl tanımlanır?
  • Metin nedir? Edebi Metin nedir? Metnin özellikleri nelerdir? 
  • Metinlerin sınıflandırılma şekilleri nelerdir? 
  • Metinler arasındaki farklar nelerdir?
  • Edebi metinlerin özellikleri nelerdir?
  • Edebi metinler nelerdir? Edebi metinler nasıl sınıflandırılır?

9.Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat konusunun kavram bağlamı ve alt başlıkları aşağıda yer almaktadır. Başlıklar altında hızlıca geçiş yapabilir dilediğiniz konuya geçerek çalışmalarınıza devam edebilirsiniz.

Konu İçeriği

Güzel Sanatlarda Edebiyatın Yeri

Sanatın Doğuşu

Sanatın nasıl doğduğu kesin olarak bilinmemekle beraber resim, heykel, barınak ve dokuma gibi etkinlikleri sanat olarak kabul ettiğimiz zaman, tarihte sanat ve sanatçının bulunmadığı toplum yoktur. İnsanlar, ilk çağlardan bu yana evreni, kendisini, olay ve olguları algılama ve algıladıklarını diğer insanlarla paylaşma ihtiyacı hissetmiştir. Bunun için her dönemde farklı yollar ve yöntemler geliştirmiştir. Duygu, düşünce, heyecan, istek ve beklentilerini sanat yapıtlarıyla ortaya koymuşlardır, ilk insanların duygularının resim diliyle ifadesi olarak sanat, ilkel toplumlarda mağara duvarlarında yer almıştır.

Sanatın Tanımı

Sanatın tarihi çok eski olduğu için değişik dönemlerde değişik sanat tanımları ortaya çıkmıştır. İnsanlık tarihi boyunca pek çok kişi sanatı kendine göre tanımlamıştır. Bu tanımların ortak noktalarından yola çıkılarak şöyle bir tanım yapılabilir: Sanat, insanların, kendileri ve doğa karşısındaki duygu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritim gibi unsurlarla güzel ve etkili bir biçimde ve kişisel bir üslupla ifade etmesidir. Bir başka tanıma göre ise sanat; bir duygu, tasarı ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü ve bu anlatım sonucu ortaya çıkan üstün yaratıcılıktır. Yani insan yaratıcılığının, yeteneklerinin ve düş gücünün; mimari, resim, heykel, tiyatro, müzik ve edebiyat gibi çeşitli ürünlerle ortaya konulmasıdır.

Felsefeciler, tarihçiler, sanatçı veya estetik bilimi ile uğraşanlar sanatı değişik biçimlerde tanımlamışlardır. Ünlü sanat tarihçisi Herbert Read “Sanat, güzellik duygusunun maddeye yansımasıdır.” der. Benette Groce “Sanat bir anlatım aracıdır ve temeli sezgiye dayanır.” der. Eflatun (Platon), sanatı bir I kopyayı tekrar kopya etmek, imgeyi tekrar imgelemek olarak tanımlamış ve sanatın bir yansıtma olduğunu söylemiştir.

Sanat-Zanaat Farkı

İnsanların, duygu ve düşüncelerini ses, çizgi ve renklerle ortaya koymaya; başlamasıyla sanat eserleri de oluşmaya başlamıştır. Her sanat eseri, insanla ya da insanla ilişkili bir şeyle ilgilidir; belli bir varlığı anlatır, ondan bir ke- : sit ortaya koyar. İnsanların çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yaptıkları i dokumacılık, aşçılık, marangozluk, kunduracılık ve duvarcılık gibi etkinliklere zanaat adı verilmiştir. Bu etkinliklere endüstriyel sanatlar da denmiştir. Burada söz konusu olan, maddi ihtiyaçların karşılanmasıdır. Sanat ise hoş ve güzel etki oluşturmak amacıyla yapılan etkinliklerin bütünüdür. Bu amaçla yapılan ekinliklere zamanla güzel sanatlar denmeye başlanmıştır.

Güzel Sanatların Sınıflandırılması

Edebiyat, müzik, resim, heykel, mimarlık, tiyatro vb. insanda coşku ve hayranlık uyandıran sanatlar güzel sanatlar olarak adlandırılır. Her sanatçının kendini ifade ediş şekli farklıdır. Bu; resim, müzik, heykel, sinema, tiyatro, şiir şeklinde olabilir. Sanatçılar sesle, sözle, çizgiyle, renkle, taşla, ahşapla ve benzeri malzemelerle duygu ve düşüncelerini ifade eder. Bu iletişimde kullanılan malzemeye göre farklı sanat alanları ortaya çıkar.

Güzel sanatlar, geleneksel sınıflandırma ve modern sınıflandırma olmak üzere iki şekilde sınıflandırılır:

Geleneksel sınıflandırmada güzel sanatlar, sanatçının kullandığı malzemeye ve sanat eserlerinin seslendiği duyu organlarına göre üç ana başlıkta incelenir.

Plastik Sanatlar

Maddeye biçim veren sanatlardır. Göze hitap ettiği için görsel sanatlar olarak da adlandırılır. Mimarî, resim, heykel, kabartma, seramik, minyatür, hat, tezhip, ebru vb. sanatlar bu gruba girer. Bu sanatlar durağandır; zamanın tek bir anını, tek bir duyguyu gösterir.

Fonetik Sanatlar

Ses ve söze biçim veren sanatlardır. Kulağa hitap ettiği için görsel sanatlar olarak da adlandırılır. Edebiyat ve müzik gibi sanatlar fonetik sanatlardır. Bu sanatlar sürekli olduğu için zamanın değişik anlarını, farklı duygu ve düşünceleri gösterir.

Dramatik Sanatlar

Harekete biçim veren sanatlardır. İnsanın, eyleme dönüşmüş ifadelerle kendini veya bir olayı, bir olguyu anlattığı sanatlardır. Ritmik sanatlar olarak da adlandırılır. Tiyatro, pandomim, opera, müzikal oyun, bale, kukla gibi sahne sanatları, sinema, gölge oyunu gibi türleri bu sanatlara örnek olarak gösterebiliriz.

Modern sınıflandırmada ise güzel sanatlar, nitelik ve teknikleri göz önünde bulundurularak incelenir.

Yüzey Sanatları

İki boyutlu sanat çalışmaları yani bir eni ve bir boyu olan kâğıt veya tuval üzerine, bir duvar ya da kumaş üzerine uygulanan sanatlardır: resim ve türleri (yağlı boya, sulu boya, baskı sanatları vb.), duvar resmi, minyatür, karikatür, fotoğraf, süsleme vb.

Ek Hacim Sanatları

Üç boyutlu sanat çalışmalarıdır: heykel, seramik, kabartma, anıtlar vb.

Ek Mekan Sanatları

İç ya da dış mekânı kapsayan ya da düzenleyen sanat dallarıdır: mimari, çevre düzenlemesi, mekâna ilişkin tüm tasarım çalışmaları.

Ek Dil Sanatları

Edebiyat ve yazı türlerini kapsayan sanatlardır: roman, öykü, şiir, deneme, anı, günlük, gezi yazısı, tiyatro metni, film senaryosu vb.

Ek Ses Sanatları

Müzik ve müziğin bütün türlerini kapsayan sanatlardır: halk müziği, klasik müzik, tasavvuf müziği, arabesk müzik, popüler müzik vb.

Plastik Sanatlar

Maddeye biçim veren sanatlardır. Göze hitap ettiği için görsel sanatlar olarak da adlandırılır. Mimarî, resim, heykel, kabartma, seramik, minyatür, hat, tezhip, ebru vb. sanatlar bu gruba girer. Bu sanatlar durağandır; zamanın tek bir anını, tek bir duyguyu gösterir.

Fonetik Sanatlar

Ses ve söze biçim veren sanatlardır. Kulağa hitap ettiği için ritmik sanatlar olarak da adlandırılır. Edebiyat ve müzik gibi sanatlar fonetik sanatlardır. Bu sanatlar sürekli olduğu için zamanın değişik anlarını, farklı duygu ve düşünceleri gösterir.

Dramatik Sanatlar

Harekete biçim veren sanatlardır, insanın, eyleme dönüşmüş ifadelerle kendini veya bir olayı, bir olguyu anlattığı sanatlardır. Ritmik, sanatlar olarak da adlandırılır. Tiyatro, pandomim, opera, müzikal oyun, bale, kukla gibi sahne sanatları, sinema, gölge oyunu gibi türleri bu sanatlara örnek olarak gösterebiliriz.

Eylem Sanatları

İnsanın sadece beden hareketleriyle anlatım gücü kazanan sanatlardır: bale, dans türleri, halk dansları, pandomim vb.

Karma Sanatlar

İnsanın bir eylemle kendini veya bir olayı, bir olguyu anlattığı sanatlardır: tiyatro, opera, müzikal oyun, kukla, gölge oyunu, sinema vb.

Güzel Sanatların Özellikleri

Güzel sanatların temeli olan başlıca nitelikler güzellik, etkileyicilik, öğreticilik, evrensellik ve yaratıcılıktır.

Güzellik: Güzellik (estetik), sanatın en önemli niteliğidir. Ancak her dönemin, her toplumun, her bölgenin kendine özgü bir güzellik anlayışı vardır.

Etkileyicilik: Sanat, estetik yaşantı oluşturmak için gerekli dürtüleri yaratma becerisi olarak görülmektedir. Bu yüzden sanatın en önemli özelliklerinden biri de etkileyiciliktir.

Öğreticilik: Tarihe baktığımızda sanatın eğitsel (öğreticilik) işlevine de tanık oluruz. Başta dinsel öğretiler, sanat aracılığıyla kitlelere aktarılmıştır.

Evrensellik: Bir Yunan heykeli, bir Osmanlı mimarisi, bir Uzak Doğu resmi farklı anlayışların ürünleridir. Ama bu yapıtların her birinde ayrı bir güzellik, ayrı bir çekicilik buluruz. Bu, tüm insanlığa hitap eden bir güzelliktir. İşte bu nedenle evrensellik, sanatın en temel niteliklerinden biridir.

Yaratıcılık: Bir manzara ile o manzarayı konu alan resim arasında fark vardır. Biri olandır, diğeri olanı kişinin yorumuna, algısına, zevkine, anlatım biçimine ve içinde bulunduğu her türlü duruma göre değiştirerek yeniden ortaya koymadır. Yani sanat, doğanın olduğu gibi aktarımı değildir. Doğanın değiştirilmesiyle ortaya çıkar. Sanat bireysel bir üretimdir. Ortaya çıkan ürün, benzersizdir. Doğadaki kuş, böcek, şelale vb. sesler ile bir beste arasındaki fark, sanatçının yaratıcılığının göstergesidir.

Sanat Eseri ve Özellikleri

İnsanlar tarafından ortaya konmuş, insanlarda estetik hazlar, heyecanlar ve tepkiler uyandırmayı amaçlayan yapıtlara sanat eseri denir. Sanat eseri, bir tasarım sonucu ortaya çıkar. Bir sanat eserinin temel işlevi, insanda estetik tepki doğurmasıdır. Dolayısıyla estetik tavır sonucu oluşan bir eserdir. Bir tiyatro oyunu, bir heykel, bir tablo, bir müzik parçası vb. birer sanat eseridir. Bu eserleri ortaya koyan kişilere sanatçı denir. Sanat eseri; sanatçı, sanat eseri ve sanat eserini anlayıp değerlendiren kişilerden meydana gelir. Her sanat eseri, belli bir varlığı anlatır, ondan bir kesit ortaya koyar. Bir ‘ resim, belli bir tabiat parçasının resmidir veya bir insanın görüntüsüdür.

Bir tiyatro oyunu, belli olayların simgelenmesidir. Bir şiir ya da müzik parçası ya tabiattan ya da insan ruhundan, insan duygularından bir anlatımdır.

– Sanat eserinin en önemli özelliği “biricik” olmasıdır.

– Sanatçının özgün kişiliğinin ürünüdür.

– Tek tip üretim olmadığından zanaat ve teknolojiden ayrılır.

– Duyu organlarına hitap eden bir yapısı vardır.

– Evrenseldir, tüm insanlığın ortak malıdır.

– Kalıcıdır, geçmişten günümüze, günümüzden geleceğe uzanır.

Başlıca Güzel Sanatlar

Edebiyat

Olay, düşünce, duygu ve hayalleri dil aracılığı ile estetik bir şekilde nazım veya nesir yoluyla ifade etme sanatıdır. Okuyucuya estetik bir lezzet sunmayı amaçlamayan onu bir konuda aydınlatacak teknik bilgileri içeren yapıtlar (bilimsel makale veya kitaplar, gazete haberleri vb.) edebiyatın dışında değerlendirilir. Ayrıca edebiyat, sadece yazılı metinleri kapsamaz, bazı edebiyat eserleri sözlü ürünler olarak da ortaya konur.

Müzik

Sesin biçim ve anlamlı titreşimler kazanmış hâlidir. Biçim ve titreşim içeren bir ses oluşumunun müzik olarak kabul görmesi için dinleyende duygulara yönelik etkileşim yapması esastır. Müzikte, belli bir ahengin ortaya çıkması için, farklı ses değerlerine sahip “nota”lardan yararlanılır. Müzik; dil ve ırk fark etmeksizin doğrudan duygulara hitap eden bir sanat dalı olduğundan, herkesin anlayabildiği en etkili dildir, insanın eğitim sürecinde müzik önemli yer tutmakta, duyuşsal ve bilişsel yönden onu geliştirmektedir.

Resim

Duygu ve düşüncelerin, herhangi bir yüzeye çizgi ve renklerle hatta günümüzde hemen her tür malzemenin de kullanılarak yansıtıldığı bir sanat dalıdır. Resim yapmakta kullanılan teknoloji; malzemeleri de geliştirmiş, bitki yağlarıyla elde edilen boyaların yerini, daha kalıcı, kullanımı daha kolay boyalar almıştır. Tarih boyunca duvarlara, taşa, tahtaya, deriye, metallere, kumaşlara, kâğıda, cama vb. malzemelere resim yapılmıştır.

Heykel

Varlıkları, taş, maden, tahta gibi çeşitli malzemeyle temsil etme sanatıdır. Üç boyutlu (yükseklik, genişlik, derinlik) olan bu ürünler, heykeltıraşın duygularını yansıtır. Bu iş, kesim, biçimleme, kalıplama gibi özel tekniklerle hazırlanan çeşitli malzemeyle yapılır. Genellikle insan, hayvan ya da nesnelerin heykelleri yapılır. Taş ve ahşap gibi malzemelerden yontularak yapılabileceği gibi, kil, balmumu gibi ara malzemelerden modellenerek, bronz ve tunç gibi metallerden de dökülebilir. Heykel ve heykelciliğin tarihi eski zamanlara kadar uzanır. Kazılarda mermer, ağaç, taş, pişmiş toprak, metal gibi çok çeşitli malzemelerden yapılmış heykel ve heykelciklere rastlanmaktadır.

Mimari

İnsanların yaşamasını kolaylaştırmak ve barınma, dinlenme, çalışma, eğlenme gibi eylemlerini sürdürebilmelerini sağlamak üzere gerekli mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik bir biçimde inşa etme sanatıdır. Mimari, insanlık tarihinin her döneminde önemini korumuş; dinî yapılardan saraylara ya da bir kentin dokusunu oluşturan basit konutlara kadar her türlü açık ve kapalı mekânı tasarlamıştır.

Hat

Arapça “hatt” sözcüğünden gelen ve yazı, çizgi, çığır, yol manalarına sahip olan “hat” kelimesi, terim olarak “Arap yazısını estetik ölçülere bağlı kalıp, güzel bir şekilde yazma sanatı (hüsn-i hat)” olarak açıklanmıştır. Bir süsleme sanatı olan hat sanatı ya da hüsn-ü hat veya kaligrafi, yazı sistemleri ve yazı öğeleri kullanılarak geliştirilen, sıklıkla dekoratif amaçla kullanılan bir görsel sanat türüdür. Hat sanatının kendini en çok belli ettiği yerler camilerdir.

Minyatür

Çok ince işlenmiş ve küçük boyutlu resimlere ve bu tür resim sanatına verilen addır. Daha çok; kâğıt, fildişi ve benzeri maddeler üzerine yapılmıştır. Kitapları resimlemek amacıyla yapıldığından boyutları küçük tutulmuştur. Minyatürün köklerinin Orta Asya’ya kadar uzandığı bilinmektedir. Yazma eserlerin süslemesinde ve konuların görüntü ile açıklanmasında “nakkaş” adı verilen ustaların eliyle büyük bir beceriyle kullanılmıştır.

Tezhip

Altın ile süsleme anlamına gelen tezhip; Kur’an ayetleri, ferman ve berat gibi değerli evrak ve levhaların yüksek manevi değerini ifade etmek amacıyla gelişen bir sanat dalıdır. Tezhipte temel malzeme altın ya da boyadır. Altın, varak denilen, dövülerek inceltilmiş tabakalar hâlinde kullanılır.

Ebru

Kitreyle yoğunlaştırılmış su üzerine özel hazırlanmış boyalarla oluşturulan desenlerin kağıt üzerine geçirilmesi yoluyla yapılan bir süsleme sanatıdır. Özel yöntemlere sahip geleneksel bir süsleme sanatı olan “ebru” sözcüğüne köken olarak bulut anlamına gelen Farsça “ebr” sözcüğü gösterilmektedir. Bu sözcükten türetilen ve “bulut gibi” ya da “bulutumsu” anlamına gelen “ebri” sözcüğü Türkçede değişerek “ebru” biçimini almıştır.

Tiyatro

Sahnede, oyuncuların sergilemesi amacıyla hazırlanmış gösteridir. Farklı bir şekilde duyguların ve olayların hareket ve konuşmalarla anlatılmasıdır. Tiyatro eseri, olayları oluş yoluyla gösterir. Bu yönüyle konuşma ve eyleme dayanan bir gösteri sanatıdır.

Sinema

Herhangi bir kavramı, bir düşünceyi, bir konuyu sesle desteklenen devinim- li resimler yardımıyla ortaya koyan sanat dalıdır. Sinema sanatı 20. yüzyılda gelişmiş, kendinden önce yaygınlık kazanmış bulunan edebiyat, resim, müzik gibi çeşitli sanat dallarına dayalı, büyük teknik beceri gerektiren karmaşık bir sanattır.

Opera

Konusunu daha çok; tarihten, mitolojiden, efsanelerden veya güncel olaylardan alan, sözlerinin tümü veya birçoğu bestelenmiş, içinde görsel öğeler barındırabilen (dans, dekor, kostüm, ışık vb.) sahne sanatıdır. Bir orkestra veya müzik topluluğunun eşliğinde sunulan eserin yazılı metnine “libretto” adı verilir. Oyun süresinin çoğunu sözlü bölümler oluşturur. Sözler, konunun akışına göre belli başlı müzik türleri içinde bestelenir.

Pandomim

Düşünce ve duyguları müzik veya türlü eşyalar eşliğinde bazen dansla, bazen de gövde ve yüz hareketleriyle yansıtmayı amaçlayan sözsüz oyundur. Pandomimde sanatçı, yüz mimiklerini, el kol ve beden hareketlerini kullanarak temayı anlatmaya çalışır.

Güzel Sanatların İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi

Sanat, aklı ve duyguları yetkinleştiren, insan hayatının temelini oluşturan en önemli unsurlardan biridir. Sanata ilişkin üretimler bireyi güzelliğe, estetiğe, sevgiye ve hoşgörüye yönlendirerek bireyin ve toplumun çağdaş anlamda gelişimine ve toplumsal barışa katkıda bulunur.

Güzel sanatlar alanında ortaya konan eserler, insanları kötü duygulardan arındırarak onlara güzel duygular aşılar. Bunun yanı sıra içinde yaşadığı toplumun ve ulusun insanlarına bir kişilik ve yaşama bilinci aşılayarak birlik sağlar, insanların birbirine yaklaşmasına ortam hazırlar.

Sanat ve Sanatçı İlişkisi

İnsan etkinliği olan sanatın, insanlıkla yaşıt olduğu söylenebilir. Sanat, bir insan uğraşı olarak yine insanın kendini ifade etme yollarından biridir. Herkesin yapabileceği bayağı işler sanat eseri sayılmayacağı gibi, bunları ortaya koyanların da sanatçı olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bu yüzden bir yapıtın sanat eseri olabilmesi için, insan emeğinin ürünü olması, güzel olması ve biricik olması gerekmektedir. Yani sanat eseri her zaman tek, eşsiz ve benzersizdir. Kopya edilebilen ama asla tekrarlanamayan bir yapıya sahiptir. Sosyal yaşam, sanatçıyı ve sanat eserini; sanat eseri de toplumu etkiler. Sanatçı, çağının ve toplumunun özelliklerinden beslenir ve etkilenir, ortaya koyduğu eserlerle toplumu etkiler.

Edebiyatın Güzel Sanatlar İçerisindeki Yeri

Sanatın amacı, insanlarda güzel duygular uyandırmak, insan hayatını renklendirmek, güzelleştirmektir. Resim, tiyatro, sinema, şiir, müzik, roman ve öykünün olmadığı bir dünyada yaşadığımızı düşünürsek sanatın insan hayatı için ne kadar vazgeçilmez ve önemli olduğunu anlarız.

Sanatçılar, kendilerini, kişisel yeteneklerine göre farklı güzel sanatlarla ifade eder. İşte edebiyat bu güzel sanatların bir koludur. Sözde, yazıda, düşüncede, hayalde güzellik anlamına gelen edebiyat; dil ile gerçekleştirilen, malzemesi dil olan güzel sanat etkinliğidir. Duygu, düşünce ve hayaller dil ile anlatılır. Bu bakımdan dil güçlü bir iletişim aracıdır. Çağlar öncesinde ortaya konan sanat eserleri, dil sayesinde günümüze kadar varlığını korumuştur.

Edebiyatın Bilimlerle İlişkisi

Edebiyat, insanı ve onun yaşamını konu edinen bir sanat olduğundan, insanı inceleyen bilim dallarıyla ilişki kurar, bu bilimlerden yararlanır. Dolayısıyla edebiyat alanında eser veren sanatçıya bu konuda hiçbir sınır konulmamıştır. Böylece sanatçı, eserini oluşturma sürecinde tarihten psikolojiye, felsefeden sosyolojiye birçok bilim dalının verilerini edebiyat sanatının kurmaca dünyası içinde kalarak kullanır.

Edebiyat ve Tarih İlişkisi

Edebî eserlerde, tarihî bir konu, olay ya da kişilik işlenebilir. Edebî eser, bir tarih kitabı olmadığı için tarihe bilimsel yöntemlerle yaklaşmaz ve tarihî gerçekliği olduğu gibi, bire bir yansıtmaz. Ancak yansıttığı gerçekliğin tarihî gerçekliğe ters düşmemesi için tarihten yararlanması eserin inandırıcılığı bakımından önemlidir. Tarih romanlarının başarılı ismi Kemal Tahir ile ilgili olarak İsmet Bozdağ’ın aktardığı bilgi, bu düşünceyi destekler niteliktedir: “Masasının üstünde 3000 sayfaya yakın not vardı. Kayı aşiretinin Asya göçünü, 13. yüzyıl Bizans’ını, Selçuklular’ını, Moğol’unu iyiden iyiye incelemiş, notlar almış, yapılan gravür ve resimleri görmüş, Anadolu Ahîlik teşkilatını dikkatle araştırmış; o çağ Asya ve Avrupa milletlerinin sosyal ve kültürel yapılarını gözden geçirmiş, saz şairlerinin hayatlarını okumuş, cönkler karıştırmış ve böylece masanın üstünü kaplayan 3000 sayfaya yakın not çıkarmış. Bütün bunlar, yazacağı yeni roman için.”

Bir ulusun sözlü ve yazılı dil ürünlerini ve onların yazarlarını bilimsel bir yöntemle tarihî akış içinde inceleyen bilim dalına edebiyat tarihi denir. Edebiyat tarihi, bir ulusun geçmişteki düşünce yapısını, dünya anlayışını, kültür ve uygarlık birikimini yeni kuşaklara aktarır. Böylece kuşaklar arasında köprü kurarak yeni kuşakların daha iyiyi, doğruyu, güzeli bulmalarına yardımcı olur. Bizde Tanzimat Dönemi’ne kadar edebiyat tarihi, şairlerin hayat hikâyelerinin anlatıldığı tezkirelerden ibarettir.

Edebiyat ve Sosyoloji İlişkisi

Edebiyatın genel anlamda konusu, toplum içinde yaşayan bir varlık olan insandır. Dolayısıyla edebiyat ürünleri de insanı, insanın toplumsal yaşamda diğer insanlarla ilişkilerini ele alır. Bu nedenle edebiyat bir bakıma toplumun yansıtıldığı bir ayna sayılır. Edebiyatın bu yansıtmada yararlandığı bilim dalı ise sosyoloji yani toplum bilimidir. Bu yönüyle edebiyatın ve sosyolojinin konusu ortaktır.

Bazı edebiyat ürünleri, sosyoloji bilimine kaynaklık edebilir çünkü bunlar insan ilişkileri açısından son derece zengin kaynaklardır. Örneğin, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın romanlarında yazarın yaşadığı dönemin sosyal yapısıyla karşılaşırız. Cumhuriyet öncesi İstanbul hayatını sosyekonomik yapısıyla tanımak isteyenler için Hüseyin Rahmi’nin romanları birer belge değeri taşır. Bazı edebiyatçılar, topluma yön vermeyi, sosyal fayda sağlamayı amaçlar. Böylece edebiyat toplumu etkiler ve sosyolojinin inceleme alanına girer. Örneğin; Ahmet Mithat’ın “Felatun Bey’le Rakım Efendi” adlı romanı, Batılılaşma karşısında toplumumuzun ve kültürümüzün nasıl etkilendiği meselesini, Recaizâde Mahmut’un “Araba Sevdası” adlı romanı, Batılılaşmayı yanlış anlayan züppe tipini, Halit Ziya’nın “Maî ve Siyah” adlı romanı da Servet-i Fünun sanatçılarını anlatır.

Sosyologlar, edebiyat ürünlerinden toplumsal yapıyı incelemek için yararlandıkları gibi edebiyatçılar da sosyal yapıyı tanımak için sosyolojinin verilerinden yararlanabilir. Böylece yapıtlarında, sosyal çevreye ait öğeleri daha başarılı biçimde yansıtmış olurlar.

Edebiyat ve Psikoloji İlişkisi

İnsan bedeniyle ruhu arasındaki ilişkiyi, çelişki ve açmazları edebiyat ve psikoloji kadar inceleyen, onu birtakım kurallara dayandırma gayreti güden, insan ruhunun gizemli taraflarını, bilinçdışı alanlarını uzun ve ayrıntılı yolculuklarla tanımaya, karanlık noktalara ışık tutmaya çalışan üçüncü bir uğraş alanı yoktur. Bu gerçekten hareketle insanı psikolojik yapısı içinde ele alan edebiyat ürünleri, insanın ruh dünyasını bütün çıplaklığıyla ortaya koymaya çalışır. Özellikle bir romancının, kahramanlarını başarılı bir şekilde canlandırması her şeyden önce onların ruh dünyalarını iyi bilmesine, insan gerçekliğini psikolojik boyutuyla iyi tanımasına bağlıdır. Bu bağlamda bir yazarın psikoloji biliminden yararlanması kaçınılmazdır. Psikoloji ve edebiyatı ortak pay- dada buluşturan nokta, her ikisinin de insan doğasını irdeliyor olması; daha; açık bir ifadeyle gerek davranış gerekse zihinsel işleyişlerini inceleyerek insanın bütününe göndermelerde bulunmasıdır.

Edebiyat eserleri, yazarlarının yaşantılarını, duygularını olduğu gibi yansıtmasa da onlardan izler taşır. Dolayısıyla bu ürünlerde yazarın ruh dünyasından izler vardır. İnsanın ruh dünyasına ağırlık veren psikolojik eserler, değişik insanların ruh çözümlemelerini yapar; bu çözümlemeler, çevremizdeki insanları daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Mehmet Rauf’un “Eylül”, Peyami Safa’nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” adlı romanı başarılı ruh çözümlemeleri içeren eserlerdir.

Edebiyat ve Felsefe İlişkisi

Felsefe tarihine baktığımızda, pek çok filozofun aynı zamanda edebî bir tar- zı kullandıkları görülür, ilkçağ filozoflarından bazıları görüşlerini şiirler şeklin- I de dile getirmişler ve aynı zamanda ozan olmuşlardır. Platon, Augustine, Schopenhauer, Nietzsche aynı zamanda büyük edebiyatçılardır.

Edebiyat ürünleri, okurda estetik haz uyandırmasının yanı sıra eğitsel ve aydınlatıcı bir işleve de sahiptir. Edebiyat ürünleri, bir düşünce eseri olmamak- i la birlikte kurmaca yapısının sınırları içinde felsefi düşüncelerden de yararlanabilir. Sartre’ın, Albert Camus’nun ve Kafka’nın romanları bu konuda akla ilk gelen örneklerdir. Edebiyatçıların kişisel ve sanatsal gelişiminde felsefe I kültürünün önemi yadsınamaz. Bu nedenle birçok edebiyatçının felsefenin uğraştığı konulara ilgi duyduğu, eserlerinde bu konuları işlediği görülür.

Madde ve hayatı çeşitli yönleriyle inceleyen bir düşünce sistemi olan felsefe, zaman zaman araç olarak edebiyatta da kullanılmıştır. Bazı edebiyat ürünlerinin arka planında felsefi düşünceler yatar. Ancak bu düşünceler, felsefi metin yalınlığıyla değil, değiştirilip dönüştürülerek estetik bir söylemle anlatılır. Edebiyat ve felsefenin anlatım aracı olarak kelimeleri kullanmaları, aynı dili kullanmaları anlamına gelmez. Çünkü edebiyat, bir sanat türüdür ve zevk içindir. Bundan dolayı da edebiyat ürünlerinde estetik bir söylem kullanılır. İnsan hayatı, onun varoluşu ve özgürlüğü gibi konular, felsefenin soyut diliyle anlaşılır kılınamaz. İşte bu durumda edebiyat devreye girer ve felsefeye I somutluk kazandırır. Edebiyat, bir anlatım aracı olarak felsefeye hizmet etmekte, felsefenin soyut ve kuru kavramsal diliyle anlatılamayanlar, edebiyat ile anlatabilmektedir. Yani edebiyat, sadece estetik bir heyecan uyandırmakla kalmayıp belli bir düşünceyi de iletebilmektedir.

Edebiyat ile Bilim ve Teknik İlişkisi

9.Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat konusunun ara başlıklarından olan edebiyatın bilimlerle ilişkisini bu başlık ile tamamlayarak diğer ana başlığa geçeceğiz. Bilim ve teknik, insan hayatını etkileyen, değiştiren, insan hayatına yön veren yenilikleri, gelişmeleri içerir. Bütün bu gelişmeler ve yenilikler, insanı ilgilendirdiği için doğal olarak edebiyat ürünlerinde yer alır. Bir toplumun bilim ve teknikteki seviyesini, yazılan edebî metinlere bakarak tahmin edebiliriz. Bilim ve teknikteki gelişmeler, edebiyatın gelişmesini de etkilemiştir. Örneğin, matbaanın bulunması, herkesin edebî eserlere ulaşımını kolaylaştırılmış, gazetenin çıkarılmasına zemin hazırlamış; bu da gazete çevresinde oluşan edebî metinlerin oluşumunu sağlamıştır. 20. yüzyılda fütürizm (makineyi ve hızı sanata sokan edebiyat akımı) akımına bağlı sanatçılar edebiyatı tamamıyla teknolojik gelişmelerin bir anlatım aracı olarak görmüşlerdir.

Edebiyat ürünlerinde insanı ilgilendiren birçok konu arasında bilim ve teknikle ilgili konulara da yer verildiği görülür. Bilim adamlarının hayat hikayelerini kurmaca bir dünya içinde sunan, bilimsel buluşların ve keşiflerin hikayesini; roman tadıyla veren eserler az değildir. Bunlar arasında öyle eserler vardır ki yakın ya da uzak geleceği öngörerek bilim adamlarına yol göstermiştir, Jules Verne’in romanları bu alandaki ilk örnekler olarak kabul edilir.

Dilin İnsan ve Toplum Hayatındaki Yeri ve Önemi

9.Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat dersine dilin insan ve toplum hayatındaki yeri ve önemini inceleyerek devam edelim.

Dil, İnsan ve İletişim İlişkisi

Dil bir iletişim aracıdır. Duygu, düşünce ve istekler dil ile aktarılır. Duygu ve I düşüncelerin aktarılmasında sözü söyleyen kişi kaynak, söylenen bir söz mesaj, iletilen sözü alan alıcı ve bir de iletişimin yapıldığı iletişim ortamı vardır. Bu düzeneğe iletişim sistemi denir. Bu yönüyle dil, en etkin bir iletişim aracıdır.

Dil, düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan ses, işaret ya da hareketlerin i bütünüdür. Dil, iletişimde yüklendiği işlevlere göre anlam ve ses değeri kazanır. Dil, toplumda yaşayan herkesin kullandığı sözlü bir araçtır; dolayısıyla herkesindir. Açık ve anlaşılırdır. Kullanıldığı yere göre değişik özellikler taşır. Kullanıldığı yere, zamana, kişiye, konuya göre değişir. Konuşulan kişiye göre farklı sözcükler kullanılır.

Dilin Özellikleri

– İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araçtır.

– Kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlıktır.

– Milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir kurumdur.

– Seslerden örülmüş bir yapıdır.

– Temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış sözleşmeler sistemidir.

– İnsanın varlık sahnesine çıkışıyla ortaya çıkmıştır.

Saussure’deki Dil-Söz Ayrımı

Saussure, dili sosyal bir olay olarak kabul eder ve şöyle der: “Dil biliminin tek ve asıl konusu dildir.” Dili açıklarken işaret kavramından yola çıkar ve dilin işaretler sisteminden ibaret olduğunu söyler. Ona göre, bir dil işareti “kavram” ve “ses imajı”nın birleşmesinden doğar.

Saussure, ikinci olarak dil bilimi alanında dil ve söz ayrımını ortaya koymuş, bu iki kavramın farklarını göstermiştir. Sözün (konuşmanın) bireysel, dilin i ise topluma ait olduğunu yani toplumsal bir nitelik taşıdığını söylemiştir. Bir dil, konuşan kişinin kültür düzeyine göre farklılıklar gösterir. Bir kişinin bakkalda, alışverişte ya da sokakta konuştuğu dil ile resmî çevrelerde kullandığı dil farklıdır. Dil, bütün olarak o dili konuşanların konuşmalarının toplamından ibarettir. Teorilerinde konuşma ile dil arasındaki farklılıkları gösterdiği gibi konuşma ile dil arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğuna da dikkat çekmiştir. Ona göre, dil ve konuşma iletişimin iki ayrı koludur. Bunlar, birbirleriyle sıkı bir birliktelik içindedir; biri diğeri için önemlidir. Dil için konuşma, konuşma için dil zaruridir. Saussure, dile göre konuşmanın daha eski olduğu düşüncesindedir.

Saussure dil ve söz arasında ayrım yapar ve dilin niteliklerini şöyle özetler:

Çok karışık, nitelikli dil yetisi olgularının oluşturduğu bütün içinde dil, kesin çizgilerle ayırt edilebilecek bir konudur. Sözden ayrı olan dil ondan bağımsız biçimde incelenebilecek bir konudur. Artık ölü dilleri konuşmuyoruz ama onların dilsel düzenini pekala öğrenebiliriz. Dil de söz gibi somut niteliklidir. Bu da incelemeye büyük bir kolaylık sağlar. (Dilsel göstergeler temelde anlık bir yanılsama olsa da birer soyutlama değildir.) Toplumun onayladığı ve tümü dili oluşturan birleştirmeler, ulusal hafızada yer alan değerlerdir.

Dilin Tarihî ve Sosyal Yönü

Dil, bireyler arasında ortak duygular, kanılar ve idealler oluşturarak ulusal birliği kurar. Bundan dolayı onun, bir toplumu millet yapan öğeler arasında çok önemli bir yeri vardır. Dil, din ve kültür bir ulusun en temel değerleridir ve bunların korunması dilin korunmasıyla mümkündür. Dil, milletlerin tarihine de ışık tutar. Her türlü tarihi ve sosyal olay dil sayesinde sonraki kuşaklara aktarılır. Milli birlik ve beraberlik de toplumu birbirine bağlayan dil ile sağlanmaktadır. Dil, sosyal yapının ve kültürün en önemli aynasıdır. Bu bakımdan dil, ulusları birbirinden ayıran en önemli özelliktir. Doğduğumuz yerin ses özelliklerini içeren dil, zihnimize ve gönlümüze işler. Çağlar boyu ortak kültür ürünleriyle iplik iplik dokunan ulusal benliği saklayıp korur.

Dil ve Kültür İlişkisi

Kültür, bir milletin veya bir topluluğun tarihsel süreç içinde oluşturduğu her türlü ortak değerler bütünüdür. İnsanların yaşamış olduğu olaylar, edinmiş oldukları birikimler dile yansır. Dil bu yönüyle kültürün zenginleşmesine katkı sağlar. Destanlar, türküler, ninniler, halk hikâyeleri, masallar, efsaneler, fıkralar, atasözleri ve deyimler gibi pek çok kültürel değer birer dil ürünüdür. Dil, bu kültürel değerlerin korunmasını, kayıt altına alınmasını sağlar. Aynı dili kullanan toplumlar, ortak kültür değerleri ortaya koyarlar. Kültürel birikimler dil ile nesilden nesile aktarılır yani dilin, kültürün taşıyıcısı olma rolü vardır. Dil, kuşaklar arasındaki bir kültür köprüsüdür. Dildeki gelişmişlik, kültürdeki gelişmişliğin göstergesidir.

Kültür, toplum bireyleri arasında duyuş düşünüş, davranış birliği kuran tüm değerleri içine alır. Halkın ortaklaşa ortaya koyduğu türlü değerler, gelenek ve görenekler, sanat varlıkları burada yer alır. Bir toplumun ahlak anlayışı, dünya görüşü, inançları da kültürün ögelerindendir. Ziya Gökalp, dili “kültürün temel unsuru” sayar. Dil, duygu ve düşüncenin kalıbıdır ve bunlar dil kalıbına dökülür. Böylelikle nesilden nesile aktarılır. Dil, kültürün temeli olduğuna göre bir milletin dil ile ifade ettiği sözlü ve yazılı her şey kültür kavramına girer. Her millet dilini ve kültürünü yüzyıllar boyunca yoğurur. Bu sırada, akan bir nehir gibi içinden geçtiği her topraktan bazı unsurları alır. Her gelişmiş milletin konuşma ve yazı dili, karşılaştığı medeniyetlerden alınma sözcük ve deyimlerle doludur. Bu bakımdan her milletin dili, o milletin çağlar boyunca yaşadığı tarihi adeta özetler.

Dil, Edebiyat ve Kültür İlişkisi

Her sanat dalının ifade tarzı farklıdır. Ressam renklerle, müzisyen seslerle, mimar ana maddesi toprak ve taş olan maddelerle sanatını ortaya koyar. Edebiyatın da ana malzemesi dildir. Dil sayesinde duygular, düşünceler, sevinçler, üzüntüler dile getirilir. Bu bakımdan dil olmadan edebiyat olmaz; dil edebiyatı, edebiyat da dili besler, geliştirir. Edebî eserler sayesinde dil gelişir, anlam zenginliği kazanır ve sözcük sayısı artar. Bu yönüyle dil “altın”a, şair ve yazarlar da bu altını işleyen “kuyumcu”ya benzer. Hikâyeler, romanlar, şiirler, tiyatro türündeki eserler dil ile yazılır.

Dilin diğer önemli bir yanı da ulusal birlik ve beraberliği sağlamasıdır. Aynı dili konuşan, aynı duygu düşünce ve zevkleri paylaşanlar, kederde ve kıvançta birlikte hareket ederler. Bir ulusun maddi ve manevi alanda ortaya koyduğu tüm eserler kültürü oluşturur. Edebiyat da kültürün içerisinde yer alan bir sanat dalıdır.

Örneğin İslâmiyet’ten önceki dönemde ortaya konmuş destanlar, koşuklar, sagular, savlar sayesinde biz o dönemin kültürünü, yaşam biçimini, inançlarını öğreniriz. Kaşgarlı Mahmut’un kaleme aldığı “Divanü Lügâti’t Türk” adlı yapıt, İslamiyet öncesi dönemde yaşayan Türklerle ilgili bilgiler içeren çok zengin bir kaynaktır. Eserinin sözlük bölümünde tanımladığı hemen her sözün, içinde geçtiği örnek cümleleri, şiirleri, atasözleri ve deyimleri vermeye özen gösteren Kaşgarlı Mahmut “Türklerin görgülerini, bilgilerini göstermek için söyledikleri şiirlerden örnekleri kitaba serpiştirdim. Sıkıntılı veya sevinçli günlerde yüksek düşüncelerle söylenmiş olan ve ilk söyleyenden sonra kuşaktan kuşağa aktarılan atasözlerini de kitaba aldım. Böylece kitap en üst düzeyde yetkinliğe ve mükemmel arılığa ulaştı.” diyerek örnekli bir sözlük yazmasının gerekçelerini de açıklamaktadır.

Konuşma Dili ve Yazı Dili

Konuşma dili, günlük hayatta diğer insanlarla iletişim kurmak için konuşurken kullandığımız dildir. Bu dil, doğal olduğu için konuşurken cümlemizin i kurallı olup olmadığına, kelimelerin doğru sıralanıp sıralanmadığına, söyle- ı yişin doğru olup olmadığına pek dikkat etmeyiz. Bu sebeple zaman içinde, bölgeden bölgeye değişen birtakım söyleyiş farklılıkları ve kelime farklılıkları ortaya çıkar. Bu farklılıkların tarihî süreç içinde, bölgelere göre geçirdiği j maceradan o dilin lehçeleri ortaya çıkar.

Yazı dili ise adından anlaşılacağı üzere yazıda kullanılan dildir. Dilde birliği, I anlaşma kolaylığını sağlamak için kullanılan kitap dilidir, kültür dilidir, edebî i dildir. Konuşma dilinin her bölgenin doğal, günlük dili olmasına karşılık ya- zı dili, okuma yazmada kullanılan ortak dildir.

Konuşma Dili ve Yazı Dili Arasındaki Farklar

Bir ülkede bir yazı dili varken birden fazla konuşma dili vardır.

-Konuşma dili doğaldır, yazı dili yapma bir dildir.

-Yazı dilinde kurallar varken konuşma dilinde yoktur.

-Yazı dilinin kullanım sahası, konuşma diline göre daha geniştir.

-Konuşma dili günlük hayatta farklılık gösterirken yazı dili göstermez.

Dilin Kullanımındaki Farklılıklar

Bilimsel eserlerde nesnel, açıklayıcı ve anlaşılır bir dil kullanılır. Kesin olanı ifade edecek bir yapı söz konusudur, bu yüzden bu tür eserlere duygular I katılmaz. Felsefi eserlerde kavramlar ve terimler ön plandadır. Günlük konuşmalarda ihtiyacı gidermeye yönelik bir dil kullanılır, en yalın bir biçimde istekler, duygu ve düşünceler dile getirilir. Edebî eserlerde etkileyici bir canlandırma gücü vardır. Burada dil en işlenmiş, en sistemli, en planlı şekliyle karşımıza çıkar. Dilin bütün olanaklarından yararlanılır, mecazlara, imgelere, i söz sanatlarına yer verilir. Her okuyan farklı şeyler anlayabilir çünkü bu eserlerde yoruma açık bir yapı söz konusudur.

Metin

Metnin Tanımı ve Özellikleri

Metin, bir yazıyı biçim, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan sözcüklerin bütünüdür; dille değişik düzeylerde iletişim kurmanın aracıdır. Metnin niteliğini, anlatma ve anlaşmanın amacı belirler. Verilmek istenen mesaja göre metin oluşturulur. Bu mesaj, metnin türünü, boyutunu, anlatım biçimini ve dil özelliklerini belirler. Bu belirlemede hitap edilen kitlenin özellikleri de belirleyici bir unsurdur.

– Metin, belirli bir iletişim bağlamında, bir ya da birden çok kişi tarafından sözlü ya da yazılı olarak üretilen anlamlı bir yapıdır.

– Metin, dille çok farklı düzeylerde iletişimde bulunmak amacıyla cümlelerle oluşturulan anlatma ve anlaşma aracıdır.

– Metnin oluşumunda sesten paragrafa dil birimleri kullanılır.

– Metinde cümlelerin arka arkaya anlamsal bir bağlantı kurularak sıralanmasından paragraflar oluşur. Paragrafta bir ana fikir etrafında sıralanmış cümleler bulunur.

– Metinde paragraflar, düşünce birimidir. Bir paragraftan diğerine geçerken dil, düşünce ve anlam birliği sağlanır.

– Metinde paragraflar anlatılan konunun boyutuna göre uzunluk ya da kısalık gösterir. Paragrafların bir araya gelmesinden de bir metin (makale, fıkra, söyleşi, deneme, hikâye, roman vb.) oluşur.

– Her metnin bir ana düşüncesi vardır. Metinde ana düşünceyi destekleyen yardımcı düşünceler paragraflarda dile getirilir. Ana düşünce metinde bir cümle olarak belirtilebileceği gibi yazının bütününden de çıkarılabilir.

– Metin giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur.

Metinde temel iki ilişki ağı vardır:

Bağlaşıklık: Metni oluşturan sözcük ve cümlelerin dil bilgisi kurallarıyla birbirine bağlanmasına bağlaşıklık denir. Bir metinde; ek, kelime ve kelime grupları gibi dil öğelerinin dil bilgisi kurallarına uyularak yan yana getirilmesi, cümlelerin oluşturulmasıdır.

Bağdaşıklık: Metni meydana getiren parçalar arasındaki anlam ilişkisine bağdaşıklık adı verilir. Kelimelerin yeni bir anlam ifade etmek için yan yana gelerek oluşturdukları söz gruplarına bağdaştırma denir.

Metnin anlaşılabilir ve tutarlı olması bu ilişkiler ağının niteliği ile yakından ilgilidir. Her metin, ayrı bir yapıdır. Bir metni oluşturan bütün parçalar metnin tamamıyla bir anlam ve değer kazanır. Metni oluşturan parçalar arasındaki ilişki ağını belirlemek ve sorgulamak metnin amacını ortaya koymaya yardımcı olur. Bu nedenle bir metni oluşturan parçalar arasındaki ilişkiyi belirleme ve açıklama çok önemlidir.

Metinlerin Sınıflandırılması

Metinler; gerçeklikle ilişkileri, işlevleri ve yazılış amaçları bakımından farklılıklar gösterir. Bu bakımdan metinler, sanat metinleri ve öğretici metinler olmak üzere ikiye ayrılır.

Sanat Metinleri: Sanatçıların duygu, düşünce ve hayallerini güzel ve etkili : biçimde anlatması sonucu oluşan metinlerdir. Şiir, hikâye, roman, tiyatro bu tür metinlerden oluşan eserlerdir. ;

Öğretici Metinler: Okurları bir konu hakkında aydınlatmak, düşündürmek > ve onlara bazı bilgiler vermek amacıyla kaleme alınan metinlerdir. Makale, fıkra, deneme, eleştiri, söyleşi, anı, günlük türündeki eserler bu metinlerden i oluşan eserlerdir.

 

Metinler Arasındaki Farklar

Sanat metinlerinde yan anlam değeri taşıyan ve okuyucunun anlayışına, sezgisine bırakılan ifadelere yer verilir. Mecazlı ifadeler kullanılarak anlatıma çağrışım ve duygu değeri kazandırılır. Böylece okuyucunun yeni ve farklı anlamlar çıkarabilmesine ortam hazırlanır. Sanat metinlerinin, gerçeklerin sanatçının hayal, duygu ve düşünce dünyasında yeniden yorumlanması ve şekillenmesiyle meydana geldiği, bu metinlerde gerçekliğin dönüştürüldüğü unutulmamalıdır.

– Sanat metinlerine edebî metinler de denir.

– Bu metinlerde estetik ön plandadır.

– Sezdirmek ve hissettirmek esastır.

– Her okunduğunda yeniden yorumlanmaya açıktır.

– Edebiyat biliminin içerisinde yer alır.

Öğretici metinler ise bilgi vermek amacıyla yazılır. Günlük yaşamın gerçeklerini, tarihî olayları, felsefi düşünceleri ve bilimsel gerçekleri anlatan metinlerdir. Genelde kelimelerin temel anlamlarıyla oluşturulduğundan, bu metinler her okuyucuda aynı izlenimi bırakır. Bu metinlerde gerçekliğin dönüştürülmesi söz konusu değildir. Çünkü amaç, gerçeğin yeniden yorumlanması değil olduğu gibi anlatılmasıdır.

– Öğretici metinlerde ifadeler açık ve nettir.

– Her okunduğunda farklı yorumlanmaz.

Edebi Metin

Edebi Metinler

Edebi Metnin Tanımı ve Özellikleri

İnsanların iç dünyasında zevk uyandırmak ve onları etkilemek için ortaya konulan yazılara edebî metin denir. İnsanda estetik duygular uyandıran, insanların duygu düşünce ve hayal dünyasını zenginleştiren dil ürünü eserlere edebî eser denir. Bu anlamda hikâyeler, romanlar, şiirler, tiyatro eserleri, masallar vb. birer edebî eserdir. İnsanlar çağlar boyunca, edebî eserlerle her mekânda ve zamanda anlatma, gösterme ve coşku ile dile getirme biçiminde kendilerini ifade etmişlerdir. Destan, hikâye, roman türleriyle anlatma biçimiyle; komedya, tragedya, dram, opera vb. tiyatro türleriyle gösterme biçimiyle; şiirle de coşku ve heyecanlarını aktarma biçimiyle duygularını dile getirmişlerdir.

– Edebî metin, gerçek yaşamı bire bir anlatmayan, o yaşama alternatif, kurmaca (olmadığı hâlde varmış gibi tasarlanmış, kurgulanmış) bir dünyadır. Gerçek, sanatçının amaçladığı anlam kurgusu içinde değişikliğe uğrar.

– Edebî metinlerde dil, bilgi aktarmak veya öğretmek amacıyla kullanılmaz. Sözcükler, günlük hayatta, herkesin bildiği, alışılmış anlamlarıyla değil; yazarın okuyucuya sunmak istediklerine göre yeni anlamlar yüklenir.

– Edebî metin, yan anlam değeri bakımından zengindir. Metnin tek bir anlamı bulunmaz, okuyucunun bilgisi, görgüsü, psikolojik durumuna göre farklı farklı yorumlanır.

– Edebî metnin soyut anlam boyutu vardır. Bu nedenle anlam yüzeyde ve görünür değil, derinde ve gizlidir.

– Edebî metnin amacı, insanların güzel duygular kazanmalarını, zevk almalarını ve etkilenmelerini sağlamaktır.

– Edebî metin; duygu, hayal ve hazza dayalıdır, özneldir, özgündür.

– Edebî metinde dil, şiirsel (poetik) işlevde kullanılır.

– Edebî metinde verilmek istenen mesaj, metinde yer alan kelimelerle, cümlelerle bütünleşmiştir. Bir edebî metinde kelimelerin yerlerini değiştirmek, bir kelime yerine başka bir kelime koymak mümkün değildir.

– Edebî metinde, estetik, en önemli öge durumundadır.

– Edebî metnin konusu; doğa ile ilişki hâlindeki en geniş anlamıyla duyan, düşünen, tasarlayan, yaşayan insandır.

– Edebî metin, ait olduğu toplumun sosyal ve kültürel özelliklerini taşır. Örneğin Tanzimat sanatçısı Namık Kemal’in eserlerinde o devrin sanat anlayışını, aile, gelenek, görenek ve evlenme gibi konularını görebiliriz.

– Edebî metinlerde; dönemin ilmi, felsefi, teknik ve sosyal alandaki verileri, siyasi tartışmaları kurmacanın olanaklarıyla işlenir.

– Edebi metinde dile getirilen gerçeklik bir kişiye, yalnız bir olaya veya bir ana özgü değildir. Farklı dönemlerin, birçok olay ve kişinin bu yapı ve söyleyişte temsil edilmesi söz konusudur.

Edebî Metinlerin Sınıflandırılması

Edebî metinler kendi içerisinde, coşku ve heyecanı dile getiren metinler ve olay çevresinde oluşan edebî metinler olarak iki gruba ayrılır:

Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)

Duyguları, izlenimleri, coşkuları dilsel bir anlatım içinde ve özellikle dizeler hâlindeki ritimlerle, uyumlarla ve imgelerle açıklayan metinlerdir.

Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler

Kurmacanın (hayal ürünü) imkânlarından yararlanılarak bir olay örgüsünün kişi, zaman, mekân gibi öğelere bağlı olarak anlatıldığı metinlerdir. Bu metinler;

Anlatmaya bağlı edebî metinler

Göstermeye bağlı edebî metinler

olarak iki gruba ayrılır. Anlatmaya bağlı edebî metinler ve göstermeye bağlı edebî metinler arasındaki en büyük fark, birisinin anlatmaya ve okumaya; diğerinin ise göstermeye ve seyretmeye bağlı olmasıdır.


Sevgili öğrencilerim; 9.Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat konu anlatımı şimdilik bu kadar. 9.Sınıf Güzel Sanatlar ve Edebiyat konusu hakkında tüm yanlış ve eksiklikleri lütfen iletişim formu ile bize bildirin. Şimdiden iyi çalışmalar. Bu konu ile ilgili test mi çözmek istiyorsunuz. Neden Türkçeci Mobil Uygulamasını denemiyorsunuz?

Türkçeci mobil uygulaması hakkında daha geniş bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Derse bir yorum yap